Aradaki Boşluklar

Tesadüfün Görünmez İmkânları: Rastlantıyı Bir Sonuç Olarak Görmenin Tehlikesi

İstanbul’un griliğinde bir sabah kahvesi, her zaman en iyi düşünce ortağımdır. O koyu sıvının buharı yükselirken, zihnimin o tanıdık, melankolik kıvrımlarına takılırım. Bugünün dinginliği bile, bir önceki akşamın kaotik girdaplarından geriye kalan ince bir sis perdesi gibiydi. Ve bu sis perdesi, yine aynı büyük yanılsamaya dokunuyor: Tesadüf denen o zarif, büyük olasılıkla bir illüzyon.

Hepimiz onu yaşamışızdır ya da belki de yarattık. O mükemmel zamanlamayı, o tesadüfen karşılaştığınız ruhu, ya da tamamen alakasız gibi görünen iki olayın çarpışmasını. Bunları, hayatın bize sunduğu "tesadüf" adlı, rengarenk bir hediyelik eşya gibi kabul ederiz. Sanki evren, bu beklenmedik karşılaşmaları bir lütuf olarak sunmuş gibidir. Ancak ben, bu tesadüf dediğimiz örtünün ardına baktığımda, gördüğüm şeyin mucize değil, titiz bir bilinçli tasarım olduğunu düşünüyorum.

Bu, benim geçmiş yazılarımda ele aldığım 'kıtaya ulaşma' safhasından farklı bir bakış açısı gerektiriyor. Bizler, rastgele görünen olayları, iki ayrı nehrin bilinçsizce kucaklaşması gibi algılıyoruz. Sanki her iki öğe de kendi yolunda bağımsız bir melodi çalıyor ve bu melodiler, çöküş anında tesadüfen aynı frekansı yakalıyor. Bu, şiirseldir, evet. Ama aynı zamanda basitleştirici ve tembelliktir.

Tohumların Senkronize Ekilmesi

Bir öğrenci olarak, ben neden-sonuç ilişkisini kurmayı öğrenmeye programlandım. Ve hayat da böyledir; her an, önceki anların görünmez bir sonucudur. Bir buluşmanın tesadüfen gerçekleşmesi mi? Hayır. O buluşmayı mümkün kılan; aynı anda aynı metro hattına binecek kadar erken alınan tren, okuduğunuz o sayfadaki bir cümleyle tetiklenen bir düşünce, o günkü ruh halinizin kafeinle desteklenmiş hali vardı. Bunlar, bilinçaltımızın attığı küçük, ancak birbirine bağımlı adımlardı.

Yağmurun pencerenize vurup, sizin de o anda eski bir romanın o döneme ait melankolisini yaşamanız da tesadüf değildir. Bu, sizdeki o yoğun, atmosferik duyarlılığın, dış dünyanın aynı anda sunduğu duyusal veriyi işlemeye başlamasıdır. Oysa biz, bu iki ayrı dansı, sanki gökyüzünden düşmüş bir uyumsuzluk gibi algılıyoruz.

Tehlike, bu farkındalığı kaybetmektir.

Rastlantıyı kurtuluş olarak görmek, aslında omuzlarımıza yüklenen sorumluluğu hafifletmektir. "Bu benim kontrolüm dışında gelişti" demek, eylemsizliğin en zarif kılıfıdır. Eğer her şey bir 'tesadüf' ise, o halde bizler, değişimin ve o çarpışmanın mimarı değilizdir; sadece izleyicileriz. Ve bu durum, özellikle bir şeyin istediğiniz gibi gitmediği anlarda, o ince melankolinin dibine çökmemize neden oluyor.

Belki de bizler, her zaman bir senfoninin parçasıyızdır. Ve o senfoninin en beklenmedik notası bile, aslında binlerce sayfa önce atılmış, bilinçli bir kompozisyonun kaçınılmaz basamağıdır. Kahve soğudu. Pencereden gelen o uğultu, yine aynı ritmi tekrarlıyor. Ve biliyorum ki, bu sabahki bu sessizlik bile, bir sonraki cümlemin kusursuz bir başlangıcı olacak.