Aradaki Boşluklar

Nesillerin Kök Saladığı Sessiz Limanlar

Aradaki boşluklar bazen en gürültülü kavgaların yaşandığı yerler olur. Ya da tam tersine, en büyük şarkının sadece nefesin tuttuğu o ince çizgide dinginleştiği bilinmez limanlar. Benim için de çoğu zaman hayatın en yoğun deneyimlerinin gerçekleştiği yerler, çatık kaşlı bir gerginlikten çok, hep birlikte paylaşılan o uzun, kahve kokulu akşam yemeklerinin üstündeki sessizlik olur.

Aile. Bu kelime, zihnimde tek bir kare değil; binlerce farklı mevsimin, sayısız küçük ritüelin üst üste bindiği devasa bir arşiv gibi duruyor. O kareler arasında bazen kendini kaybolmuş bir yabancı ya da tam tersi, her şeyi bilen bilge bir tanık hissediyorsun.

Ortak Dilin İncelikleri

Büyürken, aile büyüklerimizin evin içinde birbirleriyle kurduğu o özel bir dil vardı. Kelimelere ihtiyaç duymayan, sadece bakışlarla aktarılan bir anlaşma ağı vardı sanki. Annemin yaptığı o ekşi mayalı ekmeğin kokusu, babamın eski radyodan gelen cızırtıyı umursamazca dinleyerek derin düşüncelere dalması ya da küçük kardeşimle birlikte geçirilen, bitmeyen bir oyunun ardından gelen o uzun uykulu halimiz… Bunların hepsi, büyük anlatılardan çok daha ağır basan küçük tohumlardı.

Bunlar, çoğu zaman kaydettiğimiz görevler veya bilinmesi gereken kurallar değildi. Bunlar, o evin duvarlarının ruhuna işlemişti. Sanki o günler, üzerimize yağmış kalın bir halı gibiydi; bazen bunaltıcı, çoğu zaman da her türlü soğuğa karşı bizi koruyan o kalın battaniyeydi.

Bazen bu birliktelik, bir nehrin döngüsü kadar kaçınılmazdı. Herkes kendi yolunda akıyor, ancak büyük bir havza olan o yuva tarafından sürekli geri çekiliyor ve tekrar besleniyordu. Bu döngü bazen zorluyordu; farklılıkların, büyümenin getirdiği mesafenin yarattığı o ince gerilim hattı vardı hep orada. O gerilim, kırılmayı bekleyen bir cam gibiydi; hassas ve inanılmaz derecede değerli.

Zamanın Kayıt Altına Alınması

Yaşadığımız bu kolektif bilinçaltını anlatmaya kalkınca, dilin yetersiz kaldığını hissediyorum. Birbirimize farklı bir zamanda yaşıyormuşuz gibi geliyor bazen. Bizim için o an, aceleyle atılmış bir adım iken; onların gözünde, sanki bütün bir mevsimlik yağmurun en yoğun anına denk geliyordu.

İşte bu yüzden, ben de o eski fotoğraflara bakıp duruyorum. Yüzler değişmiş olabilir, ses tonları olgunlaşmış olsa da, arka plandaki omuzlarda taşınan yükün ağırlığı aynı. Omuzlardaki sessizlik, geçmişin tüm direncini ve aynı zamanda tüm kabullenişi taşıyor. Ve bu sessizlik, sevgili okuyucu bilirsiniz, en uzun konuşmadır aslında. Derin bir nefes almak gibi; her şeyi aynı anda içine çekip, sonra yavaşça bırakmak.

Ve belki de mesele bu değil midir? Bizler, büyük aşklarımızın ihtişamında değil; hayatın en basit ritüellerinin ortasında, kırılgan bir anlayışla birbirimize tutunduğumuz o görülmeyen anlarda yaşıyoruz. O evin duvarları, sadece tuğla ve harçtan ibaret değilmiş; aynı zamanda sayısız vedaya, yeniden buluşmaya ve en nihayetinde, sarsılmaz bir sürekliliğe tanıklık etmiş.